Birden parmaklarımdan dökülüverdi; toparlayamadım. Temizleyemedim de..Yere öyle bir yapıştı ki suretleri...
Sadece onlar var, sadece onlar yapmalı, heryeri-herşeyi kaplamalılar.
Dışarıdan herşey İYİ veya hiç birşey GÖRÜNMEMELİ!
Öyle bir OLmalılar ki sanki hep VARmışlar gibi zannedesin.
Sanki DOĞALı, BEKLENENi buymuş gibi..
Neyi nasıl yaptıkları bilinmemeli..
Her adıma bilmeyenle başlamalılar ki kendilerini öğretebilsinler, sürdürebilsinler.
Görenler konuşmamalı, yazanlar yazmamalı, duyanlar işitmemeli.
Sinsice, senin aklına gelmeden planlayarak ve gülerek yaparlar -herşeyi-.
Herşeyi o kadar GİZLİ KAPAKLI yaparlar ki sen her olanı APAÇIK ORTADA sanasın..
Gün gelir sana kendini unuttururlar, umutlarını ve hayallerini bilmez, rüyalarına giremezler.
Ve maalesef bazen sen rüyaya dalma diye devamlı gürültü yaparlar, sen dalma, 'yapma' diye..
ve gene maalesef, en acıklısı yarattıkları *yalan* evrenlerinde herkes onlardan daha az KALMALI,OLMALIDIR ki onlar devam edebilsin..
Biliyorsun değil mi tüm bunları? Hepsinin yalan olduğunu.
İçindeki korkuya, ensendeki soğukluğa sor bakalım, nerden gelmiş? Nerden kalmış?
Ama bazen onlardaki kibirden kendi iyiliğini fark edersin.
Senin yalnışlarından onların gururlarını nasıl okşadıklarını seyredersin.
Naifliğini nasıl aptallık yerine koyduklarını görürsün..
Sessizliğini cahillik olarak kodlar, yeteneğini yok sayarlar.
Ama göz göze bakamazlar, hele gözüne hiç bakamazlar. Senin gözbebeğinde, onlar kendilerini gördüklerinde ürperirler, bunu bilirsin. Senin hareketlerinde nefes almaya çalışırlar, bunu bilirsin. Başkaları gibi olup+maya çabalarlayıp, kendilerinden uzak duruken senin yere düşmeni hayretle izlerler, bunu bilirsin.
Ama en iyi sen bilirsin, sessiz bir odada otururken içten içe, taaa derinden, kibriti nasıl yaktığını..
arkası yarın..
Tuğçe Tuna
Aralık 2013/Berlin