19 Aralık 2013 Perşembe

Kibrit


Birden parmaklarımdan dökülüverdi; toparlayamadım. Temizleyemedim de..Yere öyle bir yapıştı ki suretleri...

Sadece onlar var, sadece onlar yapmalı, heryeri-herşeyi kaplamalılar.
Dışarıdan herşey İYİ veya hiç birşey GÖRÜNMEMELİ!
Öyle bir OLmalılar ki sanki hep VARmışlar gibi zannedesin.
Sanki DOĞALı, BEKLENENi buymuş gibi..
Neyi nasıl yaptıkları bilinmemeli..
Her adıma bilmeyenle başlamalılar ki kendilerini öğretebilsinler, sürdürebilsinler.

Görenler konuşmamalı, yazanlar yazmamalı, duyanlar işitmemeli.
Sinsice, senin aklına gelmeden planlayarak ve gülerek yaparlar -herşeyi-.
Herşeyi o kadar GİZLİ KAPAKLI yaparlar ki sen her olanı APAÇIK ORTADA sanasın..

Gün gelir sana kendini unuttururlar, umutlarını ve hayallerini bilmez, rüyalarına giremezler.
Ve maalesef bazen sen rüyaya dalma diye devamlı gürültü yaparlar, sen dalma, 'yapma' diye..
ve gene maalesef, en acıklısı yarattıkları *yalan* evrenlerinde herkes onlardan daha az KALMALI,OLMALIDIR ki onlar devam edebilsin..
Biliyorsun değil mi tüm bunları? Hepsinin yalan olduğunu.
İçindeki korkuya, ensendeki soğukluğa sor bakalım, nerden gelmiş? Nerden kalmış?

Ama bazen onlardaki kibirden kendi iyiliğini fark edersin.
Senin yalnışlarından onların gururlarını nasıl okşadıklarını seyredersin.
Naifliğini nasıl aptallık yerine koyduklarını görürsün..
Sessizliğini cahillik olarak kodlar, yeteneğini yok sayarlar.

Ama göz göze bakamazlar, hele gözüne hiç bakamazlar. Senin gözbebeğinde, onlar kendilerini gördüklerinde ürperirler, bunu bilirsin. Senin hareketlerinde nefes almaya çalışırlar, bunu bilirsin. Başkaları gibi olup+maya çabalarlayıp, kendilerinden uzak duruken senin yere düşmeni hayretle izlerler, bunu bilirsin.


Ama en iyi sen bilirsin, sessiz bir odada otururken içten içe, taaa derinden, kibriti nasıl yaktığını..


arkası yarın..








Tuğçe Tuna
Aralık 2013/Berlin

4 Kasım 2013 Pazartesi

...ilk kırk iyi idi...


‘ilk kırk çok iyi idi...'

Başlangıçlarım… Bırakmalarım, mutluluklarım, kaçmalarım, saklanmalarım, tutmalarım, hatırlamalarım, vazgeçmelerim, yanılmışlıklarım, ağırlığım, hafifliğim, süzülmelerim, anlarım, aşkım.. 
Sevdiklerim, terk ettiklerim-edilmişliklerim ve beraber güldüklerim.
Öğrendiklerim, öğrettiklerim, öğretmediklerim, bilmediklerim. 
İstediklerim, arzuladıklarım, direndiklerim, kırdıklarım, yükselmelerim, azalmalarım, özlemelerim, yapıştırdıklarım, hapşuruklarım ve göz yaşlarım.. 
Oluşturduklarım, dönüştürdüklerim, değiştiremediklerim biricikmiş..
Öpmelerim, dokunmalarım, sarılmalarım, itmelerim, çekmelerim, yatmalarım, uyumalarım...
Göğüs kemiğimin arkasında bir küçük odam vardır benim, anahtar deliği olmayan.
Burnumun arkasında da bir koltuğum.
Şapkam hiç olmadı kafamın üstüne, velhasıl ne zaman giyinik olduğumu tam bilemem.
Avuç içimde deniz yıldızım vardır.. Taşlarım, taş atmalarım...
Çıplaklığım...
Lodoslarım, imbatlarım, poyrazlarım. Güneşi batırmalarım ve ayı doğurmalarım.
Şehirlerim ve evlerim. Geri gelişlerim, mesafelerim...
Yalnızlıklarım.
Ağaçlarım.
Uykusuz gecelerim ve uykulu sabahlarım. Aç karnım, dolu çantam, kısa saçlarım, ayaklarım.
İsteyerek yaptıklarım, istemeden söylediklerim, yazdıklarım, sildiklerim, unuttuklarım ve hep kalbimde tuttuklarım.
Annem, babam, onlardaki ben ve kardeşlerim..
Bir.
Dansım. Hareketim. Durmuşluğum. Nefesim. Tekrarım. Bilinmezliğim.
'...Kızım...'
Bazen değişmek acı verebiliyor, kendimi sevmek, anlamak basit kalıyor. Basitliklerim, saçmalıklarım, kırınganlıklarım...
Ağaçdan yatağımda hayatımın üzerinde yatıyorum. 
Dallar taşıyor yukarı doğru bedenimi. 
Toprak canlı altımda ve gökyüzü bulutlu.
Her bir yaprağımın ayrıdır güneşi selamlaması ve yere düşme zamanlaması.
Tıpkı güneşteki patlamalar gibi parlak ve yakıcı, ışığın hücrelerimi aydınlatması. 


Tuğçe Tuna 41113

30 Eylül 2013 Pazartesi

GÜLSUYU

Paketten 'Gülsuyu' çıktı.. 

Küçükken de sevmezdim koksunu ne yalan söyleyeyim. 

Adı gül suyu ama beni hiç mutlu etmezdi. Güldürmezdi. 
Bir ara sürersem, gülersem suyum çıkar mı diye düşünürdüm. O 'su' gülmekten hiç ayrılmadı bedenimden.. 

Anımsıyorum hep birileri sürmüşse onlardan, uzatırlarsa paketinden geri adım atardım. 
Bundandır gül reçeline olan önyargım. Ekmeğe bansam boğazıma yapışacak sandığımdan hayatımda hiç yemedim. Gül'e ihanet ve tüketmek gibi gelirdi. Koşulsuz bir bencillik gibi.

Bağzınız bilir böyle ağır, derin bir kokusunu vardır Gülsuyu'nun. 
Başka kokulara yaşam alanı bırakmayan. 
Kaplayıcı, boğucu, hava giremez sanki derinden içeri.. Uzun süre üstüne siner sinsi sinsi.
Sanki yıkanmadan, kir kokusunu bastırmak istermişcesine kıyafetlerinde asılı kalır, diyeceğim ki yıllarca...Yağ yeşili, açık kahverengi, kremsi sarı, uçuk gri kokusu vardır gülsuyunun..yıkılmış tuğlaları, kırık camları sever. Yeşili ellerde, kahverengiyi arka cepte, sarıyı gövde de, griyi ayaklarda görürdüm, yıkılmış tuğlaların ardında...Eline, yüzüne, nefesine bulaşır, burnumun direği kırılırdı, gözlerim dolardı.. 






Birşey değişmemiş bunca yıl sonra, sadece burnumun değil yüreğimin de direği kırılıyor, başka bi 'su' gözlerimden akıyor. 


tt istanbul. 

24 Eylül 2013 Salı

TORTU

“Anlardan bedenimde geriye kalan. Bazen omuzlarımda taşıdığım, bazen üstüne basıp yükseldiğim çökeltilerim. Düşlerimin 'gerçekte' işe yaramayan kısımları. Duraktayım. Dur! Dur! Ayaktayım, uyandım. Her gemi, limanını arkasında bıraktığında, düşlerim bulutlarda asılı kalıyor.'' Tuğçe Tuna eylül.2013

10 Eylül 2013 Salı

uyusun ve büyüsün..

Uyku gider, çölde yanar.
Yıldızın altında otururum..

Ay beyaz ama soğutamadı gerçeği..

Bende saklanmıyorum..

Seni ilk kez anlıyorum kum fırtınası.. ve güneşin yakışını..

gülüyorum güneş...

Beyaz güneş..

Benden daha beni yakıp kavuran olamazsın..
İçimden geçeni eritip alamazsın..
Sen ancak tenimin üstünde kayar akarsın...

Elle tutunur birşeyler ayam da kalmaz.


Boşluğundan başka..


Kızım uyuyor yanımda..uyusun ve büyüsün..uyusun ve mutlu olsun..

Tek gerçek...


Tuğçe Tuna
İsrail 2008 

9 Eylül 2013 Pazartesi

yak

Beni yak, kendini yak..Herşeyi yak!!!
Orta doğudan giriliyor yeni dünyaya..ağaçlar yeşerecek güneşler altında ve çocuklar gülecek senin göz yaşında. Terlerimizde yüzeceğiz ve nefeslerimiz kesilecek dağın dibine geldiğimizde.Elele. 


Eylül 2013 istanbul

Şemsiyeyi tamir edebilirsin ama yağmuru durduramazsın.

-Alanın içinde, alanın ‘kendiliğine’ geçiş yap.

-Cesaret..Ha gayret!! Bir ‘başka’ ya çabala.


-Düşersen nasıl kalkacağını biliyorsun.


-Ara, inşa et, yık, mış-gibi ol, yanlış yap.


-Gölgelerine bak.


-Hayatta ne çaldın?


-Aslı ‘öyle olmayan’ olabildin mi?


-Kimin bedenini acıttın? 



-Neyi planladın? 



-Ne olmak istedin? 



-Ölürken ne derdin?                         -Derdin ne?



-Tekme. 2 kürek kemiğim arasına, beklemediğim.



-Şemsiyeyi tamir edebilirsin ama yağmuru durduramazsın...



-Pardon..Tanışmışmıydık?



Deplasman Mayıs 2012

özden

Belki de çocukken salon koltuğunda göğüsüne yattığım içindir.

Karanlıkta gitar çaldığın, araba hızla yanımızdan geçip bizi tehlikeye attığında sosis seni! diye bağırdığın, tatil olur olmaz kampa gidip günlerce deniz kum içinde yarı çıplak tatil yapmamızı sağladığın, bebekken çocukken fotoğraflarımızı çekip, seslerimizi kaydettiğin, ev yapımı yılbaşı kliplerimde dans ettiğin, geri vitesi çalışmayan arabama bindiğin, domatesleri palmiye ağacında güneş altında kızartmayı öğrettiğin içindir. 

Bale eğitimi almak istediğim ihtilal sonrası yıllarda, beni derse götürdüğün içindir. 

Baleden uzaklaşmak istediğim zaman yurtdışına askeriyede video çekimi yapmamı sağlayıp, gönderdiğin içindir. 

Veya ağabeyimle müthiş kavgalarıma tahammül ettiğin, kız kardeşimi özgür ruhuyla desteklediğini yaşayabildiğim, annemi dudağından öptüğün, elini hep tuttuğun için. 

Anneannemin Özden iyi bir çocuktur diye seni arasıra hatırlayabildiği için. 
Teyzemin vefatını, yatakta kulağıma fısıldayıp bana sarıldığın için..

Rüyalarıma inandığın ve tuttuğum evlere vekil olduğun içinde olabilir. 

Karavan tatillerinizden de olabilir.

Susmanın nasıl bir konuşma olabileceğini ve televizyonla kavga ettiğini görebildiğim içindir. 
Ters doğduğun içinde olabilir, lakin kızım bazı şeyleri buna bağlıyor 
Evleneceğimi söylediğimde masaya şarap koyup içelim dediğin için.
Dürüstlüğünün ve sadeliğinin devamlılığı, sesinin güzelliği ve içindeki tutkunun bana bulaşmış olması yüzünden de olabilir. 
Akşamları eve geldiğin, haftasonları erken kalkıp pikniğine gittiğimizden de. 

Dosyalar dolusu bestelerin yüzünden de..

Her bilmediğim yola çıkarken ‘yolun açık’ olsun dediğin, gitmelerime destek verdiğin ve tüm gösterilerime geldiğin, acil durumlarımda ‘orada’ olduğun içindir.
Son söylenecek şeyi çat diye baştan, içinden geçeni şak diye söyleyebildiğin için. 

Çalıştığın kurumda alternatif olabildiğin ve vokal grubunu harbiye yıllarında hayata geçirebildiğin içindir.
Unutamadığım bir yemekde masaya su döktüğümde ‘herkes suyu bardağa koyar tuğçe’ diye gülümsediğindendir.
Seninle tartışmama izin verdiğin, ama hiç aşalamadığın içindir. 

Bir şeyleri tamamlayabildiğimde gözyaşı dolan sağ gözünü gördüğüm ve o derin mavide sevgiyi yaşadığım içindir. 
Annemle telefonda konuşurken arkadan seslenişindendir..
Denizi, özgürlüğü sevişindendir.
Kızıma masal anlatmaya çalıştığın, ben uzaktayken onunla zaman geçirdiğin veya annem benimle geldiğinde kendinle zaman geçirebildiğindendir.. 

Veya protestolara katıldığın içindir.

Yarını bilmem ama bugün ayaklarımın üzerinde durabiliyorum babacığım. 
Hayatımı oluşturduğun ve rehberliğin için çok teşekkür ederim. Bir kızın başına gelebilecek harika bir babasın..kalbimle hürmetle sahip olduğum tüm iyiliklerle tekrar teşekkür ederim..
Tuğçe Ulugün Tuna 


16.haziran.2013 Berlin Almanya

Bu sefer olmayacak bu..

Artık sendeki kötü kalp 'yeni bir uyanış' doğurmaz bu bedende.
İçindeki acı, yalnızlık ve yetersizlik hissi ruhunu daha iyi bir 'ruh' haline getirmeyecek.
Maalesef.
Dilerdim ki; ışıkları tamamen açık, karanlık odanda uyuyamadan geçirdiğin anlarında, seni ağlatabilecek bir sevgi olsaydı içinde.
Ne bileyim bir çift göz olaydı sana bakan, -bakabilen- ta gözbebeğinin içine. Veya bir sarılış, kara havayı ciğerinden dışarı atan. Hatta boğazına kaçan bir lokma da seni uyandırabilirdi.. Ama bu olmayacak sanırım.
Sen bundan sonra uyuyamayacaksın..Gözün açık gideceksin her yere..
Ani bir ses duyduğunda, her seferinde sanki ilk kez duymuş gibi, için sıkışacak ve duvarlardaki deliklere çıkış ışığını bulabilmek için saatlerce bakacaksın. Göremeyeceksin..
Kimsenin ne dediğini duyamayacak, dudağına dudak değemeyecek maalesef..

Ruhların 'KOŞULSUZ' sevgisini hissedemeyeceksin. Bu sefer olmayacak bu..
Ruhun bu sefer ki sınavından çok şey öğrendi, bu deneyimi deneyimleyebilmek için yeniden başlaman gerekecek. Bu başlangıç düşme bitince 'olabilir' eğer kabul edersen.
Dipsiz, sonu olmayan bir çukura düşüyor ve sadece kendi adını söyleyebiliyorsun...Sesinin sesi kötü geliyor. 

Benimse içimi kodlamaya çalışıp, bunları yazarken ellerim titriyor, yanaklarım kızarıyor, omurgam taş kesmiş seni affetmeye çalışıyor, içimi temizleyebilsin diye ağlıyorum, yana yana.. 

Ah o Ağaç... Ağaç değil ki mesele...
İçindeki kötülük göz altı torbalarında birikmiş...
Belki onlara portakal sıkmak lazım..Aksın gitsin...
Yani 'ağaç' meselesi değil arkadaşım, bu bir kök salma ve göğe yükselme, özgürleşebilme arzusu..Ayaklanan ruhlarımız..

Çocukları polis olan anne ve babalar... Gelin alın çocuklarınızı Taksim'den...

Haziran 2013 İSTANBUL

tuğçe tuna