30 Eylül 2013 Pazartesi

GÜLSUYU

Paketten 'Gülsuyu' çıktı.. 

Küçükken de sevmezdim koksunu ne yalan söyleyeyim. 

Adı gül suyu ama beni hiç mutlu etmezdi. Güldürmezdi. 
Bir ara sürersem, gülersem suyum çıkar mı diye düşünürdüm. O 'su' gülmekten hiç ayrılmadı bedenimden.. 

Anımsıyorum hep birileri sürmüşse onlardan, uzatırlarsa paketinden geri adım atardım. 
Bundandır gül reçeline olan önyargım. Ekmeğe bansam boğazıma yapışacak sandığımdan hayatımda hiç yemedim. Gül'e ihanet ve tüketmek gibi gelirdi. Koşulsuz bir bencillik gibi.

Bağzınız bilir böyle ağır, derin bir kokusunu vardır Gülsuyu'nun. 
Başka kokulara yaşam alanı bırakmayan. 
Kaplayıcı, boğucu, hava giremez sanki derinden içeri.. Uzun süre üstüne siner sinsi sinsi.
Sanki yıkanmadan, kir kokusunu bastırmak istermişcesine kıyafetlerinde asılı kalır, diyeceğim ki yıllarca...Yağ yeşili, açık kahverengi, kremsi sarı, uçuk gri kokusu vardır gülsuyunun..yıkılmış tuğlaları, kırık camları sever. Yeşili ellerde, kahverengiyi arka cepte, sarıyı gövde de, griyi ayaklarda görürdüm, yıkılmış tuğlaların ardında...Eline, yüzüne, nefesine bulaşır, burnumun direği kırılırdı, gözlerim dolardı.. 






Birşey değişmemiş bunca yıl sonra, sadece burnumun değil yüreğimin de direği kırılıyor, başka bi 'su' gözlerimden akıyor. 


tt istanbul. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder