Artık sendeki kötü kalp 'yeni bir uyanış' doğurmaz bu bedende.
İçindeki acı, yalnızlık ve yetersizlik hissi ruhunu daha iyi bir 'ruh' haline getirmeyecek.
Maalesef.
Dilerdim ki; ışıkları tamamen açık, karanlık odanda uyuyamadan geçirdiğin anlarında, seni ağlatabilecek bir sevgi olsaydı içinde.
Ne bileyim bir çift göz olaydı sana bakan, -bakabilen- ta gözbebeğinin içine. Veya bir sarılış, kara havayı ciğerinden dışarı atan. Hatta boğazına kaçan bir lokma da seni uyandırabilirdi.. Ama bu olmayacak sanırım.
Sen bundan sonra uyuyamayacaksın..Gözün açık gideceksin her yere..
Ani bir ses duyduğunda, her seferinde sanki ilk kez duymuş gibi, için sıkışacak ve duvarlardaki deliklere çıkış ışığını bulabilmek için saatlerce bakacaksın. Göremeyeceksin..
Kimsenin ne dediğini duyamayacak, dudağına dudak değemeyecek maalesef..
Ruhların 'KOŞULSUZ' sevgisini hissedemeyeceksin. Bu sefer olmayacak bu..
Ruhun bu sefer ki sınavından çok şey öğrendi, bu deneyimi deneyimleyebilmek için yeniden başlaman gerekecek. Bu başlangıç düşme bitince 'olabilir' eğer kabul edersen.
Dipsiz, sonu olmayan bir çukura düşüyor ve sadece kendi adını söyleyebiliyorsun...Sesinin sesi kötü geliyor.
Benimse içimi kodlamaya çalışıp, bunları yazarken ellerim titriyor, yanaklarım kızarıyor, omurgam taş kesmiş seni affetmeye çalışıyor, içimi temizleyebilsin diye ağlıyorum, yana yana..
Ah o Ağaç... Ağaç değil ki mesele...
İçindeki kötülük göz altı torbalarında birikmiş...
Belki onlara portakal sıkmak lazım..Aksın gitsin...
Yani 'ağaç' meselesi değil arkadaşım, bu bir kök salma ve göğe yükselme, özgürleşebilme arzusu..Ayaklanan ruhlarımız..
Çocukları polis olan anne ve babalar... Gelin alın çocuklarınızı Taksim'den...
Haziran 2013 İSTANBUL
tuğçe tuna
İçindeki acı, yalnızlık ve yetersizlik hissi ruhunu daha iyi bir 'ruh' haline getirmeyecek.
Maalesef.
Dilerdim ki; ışıkları tamamen açık, karanlık odanda uyuyamadan geçirdiğin anlarında, seni ağlatabilecek bir sevgi olsaydı içinde.
Ne bileyim bir çift göz olaydı sana bakan, -bakabilen- ta gözbebeğinin içine. Veya bir sarılış, kara havayı ciğerinden dışarı atan. Hatta boğazına kaçan bir lokma da seni uyandırabilirdi.. Ama bu olmayacak sanırım.
Sen bundan sonra uyuyamayacaksın..Gözün açık gideceksin her yere..
Ani bir ses duyduğunda, her seferinde sanki ilk kez duymuş gibi, için sıkışacak ve duvarlardaki deliklere çıkış ışığını bulabilmek için saatlerce bakacaksın. Göremeyeceksin..
Kimsenin ne dediğini duyamayacak, dudağına dudak değemeyecek maalesef..
Ruhların 'KOŞULSUZ' sevgisini hissedemeyeceksin. Bu sefer olmayacak bu..
Ruhun bu sefer ki sınavından çok şey öğrendi, bu deneyimi deneyimleyebilmek için yeniden başlaman gerekecek. Bu başlangıç düşme bitince 'olabilir' eğer kabul edersen.
Dipsiz, sonu olmayan bir çukura düşüyor ve sadece kendi adını söyleyebiliyorsun...Sesinin sesi kötü geliyor.
Benimse içimi kodlamaya çalışıp, bunları yazarken ellerim titriyor, yanaklarım kızarıyor, omurgam taş kesmiş seni affetmeye çalışıyor, içimi temizleyebilsin diye ağlıyorum, yana yana..
Ah o Ağaç... Ağaç değil ki mesele...
İçindeki kötülük göz altı torbalarında birikmiş...
Belki onlara portakal sıkmak lazım..Aksın gitsin...
Yani 'ağaç' meselesi değil arkadaşım, bu bir kök salma ve göğe yükselme, özgürleşebilme arzusu..Ayaklanan ruhlarımız..
Çocukları polis olan anne ve babalar... Gelin alın çocuklarınızı Taksim'den...
Haziran 2013 İSTANBUL
tuğçe tuna
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder