15 Ocak 2018 Pazartesi

Dolores O' Riordan nefesinden First Moon, Full Moon, Half Moon, Last Quarter

Bu bir ağıt yazısıdır sevgili Dolores. Kelimeler el ele vermiştir.
Son 96 saattir ne kadar uyudum bilemiyorum, geçmişi film şeritleri halinde düzenliyorum, derken...
There is no need to argue anymore Dolores'o Riordan...
İlk solo ve düet koreografilerime nefes olmuş...1995-1997 arası üretildi First Moon (İlkay), Full Moon (Dolunay-Dolores), Half Moon (Half body), Last Quarter (Son Dördün).
(Ankara'ya kırgındım. Dans yüzünden. Bedenimle aramı bozmaya çalışıyordu. Ergenliğimin en önemli dostu da Ankara'daydı. Yeteri kadar olunca Ankara'dan ayrıldım, dansımla arama girmesine izin vermeyecektim.
Arkadaşım bir sene sonra karaciğer yetmezliği yaşamaya karar verdi. Bende arkadaşıma bir hediye olsun diye solo yapmaya karar verdim. Bu çok çok güldüğüm, koktely ve top gun filmlerini 6 defa arka arkaya izlediğim arkadaşım, beni hep kollar ve dansımı çok severdi, müzik açıp dans ederdim orada burada, basket sahasında, ev balkonunda, çardakta, o izlerdi..Gel gelelim Oktay Oy da Solo'yu dans etmeyi kabul etmişti. Oktay gözleri kapalı, set koreografiyi yapıyor, ben de onun zemin paternine göre 2-3 saniye önce geleceği yere geliyor, rehberlik yapıyordum. (Oktay ben, ben arkadaşım olmuştum sanki.) Oktay yere yatınca, yanına yattığımda ise Solo bitiyordu. 'No Need To Argue' baştan sona 1 sefer çalıyordu. İzin alma imkanı yok (internet yok daha- sadece birbirimizi anıyoruz, öyle anlaşıyoruz. Az konuşuyoruz. Yalnız ve sessiziz...Geceleri kaset çalınıyor. )
Eserin bittiği gün, gök yüzünde kılıçtan ince elmastan parlak ilkay vardı. Birşeyleri başlatmasına niyetle eser adı First Moon oldu. O an ayaklarım buz kesti. Arkadaşımında adı ilkay'dı ve ne müthişti, bu büyük bulmaca tamamlanmıştı !! Gökte ki varlıkla, yerde ki beden eşleşmişti..! Oktay ile İstanbul'dan Ankara'ya gidip bu hediye düeti gösterme ye karar vermemizden 1 gün sonra arkadaşım gitme kararı aldı, bir daha onu göremedim. O gece Haydarpaşadan Mavi Tren'e bindim. Yok bu masal değil gerçekten, siyah denizin kenarından kalkan bir Mavi Tren vardı. İnsanların mavi olduğu. Tüm gece soloyu, korkuyu, sevgiyi düşündüm ve tren o kadar sıcak ve yavaş gidiyordu ki, gökteki Ay Yarım olmuştu. Bir yarım parlak bir yarım karanlık, bütünümle sallana sallana...sallana sallana....Ankara'dan hemen döndüm. Bir daha da uzun süre gitmedim. FirstMoon ilk defa CRR'de 25 Mayıs 1995'te sahnelendi, programı saklamışım kurumuş yapraklarlarla.
Bir haber geldi tek başına. V. Safak UysalKerem Cetinel arayıp ta Odtü ÇdtDans Günlerine çağırana kadar !  İçimi yakan, dansımla arama girmeye cüret eden Ankara'ya, dansla ilgili ilk bağımsız organizasyonun açılışına, dans etmem için çağırıldım...
Duygu katıldı hayatıma. Gözle görülür, dokunulur, sarılınır, dans edilir. Duygu Güngör. En ışıklı arkadaşlıklarımdandır. First Moon'u biliyordu zaten. O'na dedim ki, 'Zamanı geri almak isterdim, o zamanı benimle geri alır mısın? Gel git yapalım veya git gel.' Ankara ve arkadaşımın döngüsünü tamamlamak arayışıydı herhalde. Ay yoktu ortalıklarda o günlerde. Gitmişti. Bir geldi dolarak dolunay dolores...
Duygu baştan sonra Oktay'ın yaptığı koreografiyi bu kez gözleri açık, beni gören ama bakmayan, imkanı olsa içimden geçip gidecek bir tavırla yapıyordu. Bu düet içerisinde ötekini bir yerden başka bir noktaya aktaran, arkasından düşmelerde destek veren hareketlerimiz bile.. Rehberlik eden kişi destekleyen aktaranda olmuştu. En sonunda yere yatıyorduk. Sonra koreografi ve müzik geri sarıyordu, sondan başa. Duygu beni kolluyor ben tüm koreografiyi geri çekim yapıyordum. Böylece zamanı geri alıyor ve ileri gidiyordum aynı zamanda. 20 yıldır ara sıra Kadıköy vapur çıkışlarında karşılaştığım sihirbaz, Metin Kalaç. O' na gittim dedim ki zamanı geri almak istiyorum, dolunay yani. Gitsin-gelsin istiyorum. Uzun boyludur Metin. O yüzden uzay makinesinin yanına götürdü beni. Sabah yanından ayrıldığımda No Need To Argue artık gerekli alt yapıya sahipti. Dolores'in sesini, nefesini birde tersten duysanız. Bilmediğiniz bir lisanda bilmediklerinizle konuşur gibiydi. Full Moon Odtü Çdt'nin açılış dansı oldu. Hatırlar mısınız? V. SafakKerem Arkadaşlarımla sarılarak kendimden serbest bıraktım arkadaşımı, barıştım. 1995 ten sonra sürekli dans ettik Full Moon'u okul gösterilerinde, özel gösterilerde.
Rahatlayınca Mavi trende, mavi saçlarım varken, kulağıma küpe olan parlak yarım ile karanlık yarımı bedende birleştirmeye karar verdim. Aynı koreografide bu sefer 2 kadın ile yan yana durdum. Bedenin, ortadan ikiye bölerek (Half body), bir tarafı aktif bir tarafı pasif kullanarak aynı koreografiyi yaptık. İkimizde aynı akışı devam ettirirken, Duygu, eserin başından ortasına kadar bedeninin sağ tarafını aktif/sol tarafını pasif dans ediyor, düşme, kayma, denge dışı hareketlerde, ben onu kolluyor- takip ediyor, gitmesi gereken yere doğru hala akışı yaparak yönlendiriyordum. Harekette de eko yapılıyordu. Eserin ortasından sonuna doğru ise, taraflar ve bedenler değişiyor, Duygu beni yönlendiriyor ve bedenimde de sol taraf aktif/sağ taraf pasif koreografiyi tamamlıyordum. En sonunda gene yan yana x pozisyonunda (deniz yıldızı çünkü) yatıyorduk. Dolores' in No need To Argue parçası, bu sefer 2 saniye süre ile alt alta eko yaparak geliyordu. Metin için bunu yapmak tam yarım saat sürmüştü. There is no need to argue any more, any more, any more...
Bu eserler First Moon, Full Moon, Half Moon yaklaşık 10-12 sene sahnelendi. Hatta bazen aynı gösteride iki tanesi yapılıyordu. Duygu ile aramızda ki ışık bağı oradan gelir. Metin o yüzden her gördüğünde aynı şekilde güler, ee neler yapıyorsun? derken. Oktay'ı her gördüğümde Mavi Trene binmeden önceki gece sarıldığımız gibi sarılırız birbirimize. Duygu pek kimsenin gitmediği yerlere büyük bir gemi ile gitti. Yağmurdan oluşan ormanlara baktı, okyanusta üzerinden balina atlayıncaya kadar balinaları korudu. Geminin motoru kapatılınca döndü. Oktay ve Duygu'dan sonra Ilkem ile de yaptık Full Moon'u...
Bu döngüyü bitirmek ancak Last qurter ile mümkün olacaktı. Ben harekete bıraktım kendimi. Amerika'da 1996-1997 sezonunda benden bir solo istediler. Orada doğdu Last Quarter / Son dördün.
Dansçı tek başına, baştan sonra gözleri kapalı aynı koreografiyi yapar, eser; No Need to Argue (Half Moon yani ekolu versiyonu) 1 kez, X pozisyonun da yatar.)
Senin haberin olmadan, ben seni görmeden, seninleydim bunca zamandır. Katmanlarım da hayatımda hareketime ses olmuş, erken ve birden kaybettiğim çocukluk arkadaşımın ağıtı, gene beklenmedik zamansız kutlamalarımın sesi olarak sen hep oradaydın Dolores. Şükranla.
Zamansız diyarda yan yana durmaya devam.
You'll always be special to me, special to me, to me.
Light* 

24 Aralık 2015 Perşembe

Parça

Canımın parçası küçüğüm. Dans büyülü, sihirli birşeydir. Ondan vaz geçme. Dansınla bedeninle insanlara, ruhlara şifa verirsin, kötüyü ve işlemeyeni dönüştürür iyi ve pembe yaparsın. 
Biliyormusun dansçılar yani 'dans olanlar' hayali kahramanlardır! Özel gizli güçleri vardır. 
Herkezin hayalini özgürlüğünü onlar simgeler. Korkuları yener dansçılar. Savaşçıdırlar ve şeker gibi kokarlar. Bulutları izlerler ve sulara yazı yazarlar. Bence sende bir dansçısın. Ne harika! 
Kolun kolumdur, elim elin. 
Uzanamadığın yere ben uzanırım, itmek istediğinde başka yollar gösteririm, taşırım seni. 
Sen dans et, dans ettir, doktoru ol hareketin. 
Hareketin matematiğine aşık olursun, eğer gözleri kapatmayı seviyorsan...
Işıl ışıl parlar, karanlığa ışık olursun. İnsan içini görebilir mi? Dansı sevenler görür biliyormusun? 

Ne zaman gelirsen gel bu kapı sana hep açıktır.

24 Mart 2015 Salı

90'ların arkadaşları...


o zamanlar arkadaşlıklarımız bugünle kıyaslanamazdı bile. Sevgimizi yaşar hissederdik...

Her çektiğimiz fotoğrafı bilirdik. Film yandımı da deniz kıyısına giderdik:) 


Kahkahamız yersiz yurtsuzdu. Göz göze gelmek ise ayrı bir zevk... 


Hiç birimiz 'profesyonel' ve 'politik olarak doğru' oynamayı-olmayı bilmiyorduk, bilmeye ihtiyaçta duymuyorduk. 


Birbirimize ayar çekerdik. Hemde nasıl.. 


Öyle buluşmalara gitmeme söz konusu olmazdı, hoş pek zaten buluşmazdık, bir araya geliverirdik, koşulsuz. 


Biri yerken diğeri bakmazdı, buna asla ama asla izin vermezdik. 


Sarılarak uyur, mum ışığında uyumak için evi yakmayı veya arkadaşın evini boyarken zehirlenmeyi, pervaneli çamaşır makinasından elektirik çarpmasını göze alırdık.

Ortaköy'ün ağaçlı yolu, Beyoğlu, evde pişen bayan semizotu ve bay ıspanak, üstüne sabah 7.45 vapuru, süreyya, asaf ve dünyayı kurtaran adam! perşembe günleri boynumuza çarşaf'ı ile atlayan Sıdıka :))


İstanbul'da dünya, biz yürüdükçe dönerdi. 


Ağlardık, gülerdik, sarılırdık, kaçardık, birşeyleri edince mutlu olur, önümüze bakardık...Müziği öyle bir dinlerdik ki, sorma gitsin.


Şimdi o zamanlardan bir isim veya yüz gelse aklıma hala aynı sıcaklık, samimiyet ve sevgi nefes alıyor kalbimde. 

Uzun lafın kısası 90' ların arkadaşları, iyi ki hayatıma dokundunuz... 

Sizi gerçekten ama tüm çıplaklığımla sevmişim...hala da seviyorum. 

14 Şubat 2015 Cumartesi

öz de can


Özgecan, sana ne oldu hatırlıyormusun?
Ne mi oldu?

Öldürdüler seni Özgecan....önce vurmuş, sonra ellerini kesmiş, sonra da yok etmek için yakmaya kalkışmışlar. Sen direnmişsin... Senden çok korkmuşlar, akıllarını kaçırmışlar. Özdecan..

Boğazım düğümlendi, son birkaç gündür nefes içeri girmiyor, dışarı çıkmıyor.. Acın yüzümü derinden kesti, bir çizgi daha ekledi..Mutsuzluk normalleşti avuçiçi çizgilerimde...Öz de can...

Aklıma ne geldi, anneannem tam da bugün vefat etmişti bir sene önce. Şimdi onun enerjisi seni sarmalar Özdecan. 
Öz de can... sarmalamıştır bile ben yazmadan. 


Kadın'ı korkutup, doğuştan taşıdığı bir 'suça' alıştırmaya çalışıyorlar ya Öz de can... 
Kadın olmak suç' demiş biri, geriside içten içe kabul etmiş. Ne yapsın 'güvence' olsun. Her ay yatan maaşı gibi..ben kabul etmeyeceğim Özdecan.

Suçu beyninde yaratır ve kabul edersen 'esirsin' artık. Köle ruh...
Yaratılan ortam, güçlü olup, sözde kontrol ettikleri, ortamları bu oldu işte. 
Hayatımızda, okullarımızda, işimizde, evlerimizde, mutfağımızda, yatağımızda, bağlarımızda, bahçelerimizde. İçimizi, berektimizi, yaratıcılığımızı kuruttular kendi korkularıyla. Ben korkmuyorum Özdecan. Korkmamayı seçiyorum.
Kadın olduğum için suçlu değilim. 'Tek suçumuz kadın olmak' kelimesini, fikrini, etiketini de KESİNLİKLE kabul etmiyorum...Kim-ler koyuyorsa bu etiketi kaldırsın-lar, kim ağızına alıyorsa ağız dolusu yutsun öyle değilmi özdecan. Nehirde su iyi gelmiştir.Suyun sesi sana iyi gelmiştir. Doğa seni kucaklamıştır...

Bedeninden bu kadar uzak olan bir toplumun yansımasıdır bu. Beden felsefesi olmayan, kendi bedeninde varolamayan,kendi bedenini yaşayamayan sıkışmış ruhlar kalabalığı..Sakil, sığ, taklitçi, yapmacık, kibirli ve cahil.


Işıkla, akışla, aşk'la kal 
Öz de can...Öz de, can kal. 

7 Ocak 2015 Çarşamba

skin

'It is melting down, like snow under the sun.'
It's not problem for me to fell or watch my self in the water.
I have been thinking.

It will float down, like leaf goes down from the tree...But I'm the tree. I used to watch my self, falling down..
My skin is white, but not my mind...
I go down, to reach the sun... tt..

07 January 2015

14 Kasım 2014 Cuma

Kayan Yıldız...

'Ne hüzünlerle, 
                          heyecanlara 
                                                ve 
                                                        'şey'lere 
                                                                           rağmen yaptık Gövde Gösterisi'ni yaşantımız boyunca.. 

Yağmur, 
               rüzgar, 
                            şimşek 
                                           hatta fırtına müzik olur bedenime, 

tıpkı kayan yıldız da olduğu gibi sonsuzlukta.'


T.Tuna.